GÜZEL SÖZ - Arama Motoruyla Alîm Olamazsın

GÜZEL SÖZ

GÜZEL SÖZ

Mesajın muhataba doğru ulaşmasının en büyük sebeplerinden biri de iletilmek istenen şeyin güzel söz ile ifade edilmesidir. İfade edilen mesaj hakikat olabilir. Onun hakikat olması güzel söz ile ifade edilmesine engel olmaz; bilakis hakikate yakışan bir üslup ve usûl geliştirerek ifade edilmelidir. Bu noktada Kur'ân, Efendimiz'e şöyle hitap eder.

"Sen Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et.” Nahl, 16/125

Yani: “Ey Muhammed ! Sen nice insanlarla karşılaşacaksın, ihanete uğrayacak, söz dinlemeyen anlayışı kıt insanlarla muhatap olacaksın, yine de sen onları hikmet ve güzel söz ile çağır, mücadele etmen gerekirse de en güzel şekliyle mücadele et.”

Bu ayet derdi insan olan; insana vermek istediği mesajı olanlar için serlevha olacak bir ilkedir. Muhatap kim olursa olsun hatip hikmeti gözetecek ve güzel söz söyleyecektir. Unutulmamalı ki; tatlı dil yılanı deliğinden çıkardığı gibi, nice zararlı yılanları da yine deliğine geri gönderebilir. Yunus'un dediği gibi:

Söz ola kese savaşı
Söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı
Bal ile yağ ede bir söz

Güzel söz nice katılaşmış kalpleri erittiği gibi, nice zalimleri de dize getirebilir. Bunun için Allah (cc), çağının en büyük zalimi olan Firavun'a, Hz. Musa'yı gönderirken nasıl bir dil kullanılması gerektiğini, Kur'ân'ın'da dile getirir:

"Firavun'a gidin. Çünkü o iyiden iyiye azdı. Ona yumuşak tatlı bir söz söyleyin. Umulur ki aklını başına alır veya titrer, korkar. " Taha 20/43-44

Firavun gibi zulmü tescillenmiş bir zalime bile Kur'ân, bu tavsiyeyi yapar. Çünkü o zalim bu güzel ve tatlı sözlerden etkilenmese bile etrafındakiler sizin hikmetli davranışlarınızdan etkilenecek; mesajınız yine varılması gereken yerlere varacaktır. Hz. Musa ve Hz. Harun, Firavun'a gitti tatlı ve güzel söz söylediler; Firavun'un küfrüne engel olamadılar, ama etrafındaki sihirbazların iman etmelerine sebep oldular.

Dönemin âlimlerinden biri, Abbasi halifelerinden birinin yanına gider. Daha içeri girer girmez halifenin zulümlerini, yanlış tavır ve davranışlarını sert bir dille eleştirir. Halife biraz dinler sonra der ki: "Yavaş ol, ne ben Firavun'um ne de sen Musa! Musa bile Firavun'u böyle davet etmedi, sen neden beni böyle bir üslup ile davet ediyorsun?”

İşte mesajın iletilmesinde sözün üslubu bu kadar önemlidir? Seçilen sözcükler, ifadedeki üslup bazen karşıdakini esir alıp teslimiyetini sağlayabildiği gibi, bazen inkârını ve küfrünü kışkırtıp, size karşı zararlı bir hale getirebilir. O halde hatip çok dikkatli olmalı, muhatabına ileteceği mesajda kullanacağı kelimeleri ve takınacağı üslubu iyi tespit etmelidir.

Uhud savaşında istişare esnasında Efendimizi   Medine dışına çıkartıp meydan savaşı isteyenlerin çoğu, O'nun emirlerine aykırı davranmış, Efendimizin yaralanmasına ve Müslümanların mağlubiyetine sebep olmuşlardı. Ama Hz. Peygamber bir lidere yakışır tarzda etrafındakilere en ufak bir şey söylememiş, mağlubiyetin faturasını kimselere kesmemişti. Kur'ân bunu bize şöyle haber verir:

 "O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın. Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet, bağışlanmaları için dua et ve işler hakkında onlarla istişareye devam et. " Âl-î İmran 3/159

Böylece Hz. Peygamber hayatı boyunca onlarla güzel söz ile ilişki kurdu; Uhud'da ihanete uğradı, yine de onları kınamadı, mescitte hutbe verirken ayaküstü bırakıldı[104]; yine onları azarlamadı, Huneyn'de etrafından dağılıp gidildi[105], yine kimseye ağır söz söylemedi. Efendimiz âlemlere rahmet idi; ama O'nun ümmeti olan bizler hiç değilse O'nun bu eşsiz hilm ve rahmetinden nasiplenip insanlarla ilişkilerimizi bu düzlemde yeniden gözden geçirmeliyiz.

Yine Hz. Peygamber , güzel sözü ile nice gönüller fethetti. Ahmed b. Hanbel, el-Müsned'de naklediyor:

 "Amr. b. Abese adında bir bedevi bir gün huzuru saadete geldi, alaycı ve küçümseyici bir ifade ile dedi ki: ‘Sen nesin?’ Efendimiz gayet sakin bir eda ve üslup ile: ‘Ben Allah'ın Nebi'siyim’ dedi, Efendimiz'in . O sade ve ince üslubu Amr'ı kalbinden vurmuştu. Kabalığına kabalık ile karşılık bulacağını zanneden Amr hemen diz çöktü "Sana tabiyim Ey Allah'ın Resûlü" demeye başladı. " (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, XXVII,237,238)

Efendimiz yine bir gün mescitte otururken bir bedevi çıkageldi; geçti mescidin bir köşesine bevletmeye(idrarını yapmaya) başladı. Sahâbe hemen müdahale etmek istediyse de, O bırakmadı: "Bırakın adam işini bitirsin” dedi. Adamın işi bitince Efendimiz bir kova su istedi, su getirilerek o bevl edilen yere döküldü. Sonra O rahmet abidesi, mescitte bulunanlara dönerek dedi ki; "Allah sizi zorluk için değil, kolaylık için gönderdi. " (Buhârî, Vudû, 57)

Cüleybib 15-16 yaşlarında; kadınlara sarkıntılık ile Medine'de meşhur olmuş bir gençti. Bir gün Resûlullah  onu yanına alır ve der ki:

"Ey Cüleybib! Senin yaptığın bu hareketi biri annene yapsa hoşuna gider mi?” Genç delikanlı "Hayır ya Resûlullah” der. "Ya ablana” cevabı yine hayırdır. "Ya teyzene, ya halana" her defasında cevabı hayır olacaktır. Efendimiz tam bu noktada der ki: "Unutma ki o sarkıntılık yaptığın kadınlar ya bilinin annesi ya ablası ya teyzesidir. ”

Efendimizden bu sözleri duyunca Cüleybib şunu söyler: "Ya Resûlullah! Bir daha yapmamak üzere sana söz veriyorum.” Ve yapmaz Cüleybib; Yusuf misali bir iffet abidesi olur. (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V, 256-257.)

Ama önceki yaptıkları zihinlerde halen durmaktadır. Yaşı ilerler, hangi kapıya gitse kapı yüzüne kapanır, kimseler kız vermez olur. Gelir, meramını cihan serverine anlatır. Resûlullah der ki: "Git falancalann evine, selamımı söyle kızlannı sana versinler.” Cüleybib gider o eve; Resûlullah'ın haberini onlara ulaştırır. Ana-baba birbirlerine bakarlar kızımızı Cüleybib'e mi vereceğiz diye düşünürler. Ama emir büyük yerdendir. Ana-baba tereddüt içerisindeyken perdenin gerisinden genç kız seslenir: "Allah Resulü'nün emrini yerine getiren birisi karşısında direniyor musunuz?” Cüleybib o yiğit kadın ile evlenir çok değil üç beş hafta sonra bir cihada katılır. Cihad sonrası savaş meydanını gezen Efendiler Efendisi  bir de bakar ki; Cüleybib yedi tane düşman askeri arasında şehit olmuştur. Yedi askeri yere sermiş, sonra kendisi de ölümsüzlük şerbeti olan şehadet şerbetini içmiştir. Efendimiz hemen koşar başını dizlerine alır: "Allah'ım bu bendendir, ben de ondanım" buyurur. (Müslim, Fedâilü's-Sahâbe,27.)

Bir başka güzel örnek verecek olursak eğer şunu verebiliriz: Ezan düşmanlığından mekke müezzinliğine terfi eden Ebû Mahzûre:


İşte O'nun  o rahmet yüklü sözleri nice bedevileri gökyüzünün yıldızları etmiş; nice kaba ve katı yürekleri hilm ve merhamet abidesi kılmış, nice eşkıyaları sahâbe makamına erdirmiştir.

İnsani ilişkilerini doğru ve sıhhatli bir yapıya kavuşturmak isteyen her taraf, bu örneklere uymalı, muhatabıyla güzel ve tatlı söz ile ilişkiye girmelidir.


| Muhammed Emin Yıldırım, İnsanî İlişkilerde İlahî Ölçü 

Yorum Gönder

0 Yorumlar